escort ümraniye ümraniye escort bayan escort göztepe kadıköy escort escort kadıköy escort ataşehir escort bayan

ÖZDEN ÖZE (Giriş, 1. Bölüm, 2. Bölüm)

Prof. Dr. Hüseyin UYSAL

1960 yılında Muğla’da doğan Prof. Dr. Hüseyin UYSAL, 1971 yılında Ula Atatürk İlkokulundan,1977 yılında Aydın Ortaklar Öğretmen Lisesinden mezun oldu.
Tıp öğrenimini 1983 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesinde tamamladı. 1985-1989 yılları arasında Kütahya, Erzurum ve Konya’da değişik kurumlarda pratisyen hekimlik yapan UYSAL, 1989 yılında S.Ü. Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalında araştırma görevlisi olarak ihtisasa başladı ve 1991 yılında Fizyoloji uzmanı oldu. Aynı yıl S.Ü. Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalında yardımcı doçent olarak göreve başlayan UYSAL, 1994’de doçent, 2003’te profesör oldu.
S.Ü. Meram Tıp Fakültesinde 2004-2012 yılları arasında Dönem I koordinatörlüğü, Başkoordinatör yardımcılığı ve Başkoordinatörlük görevlerinde bulundu. 2006-2007 yılları arasında Tıp Eğitimi ve Bilişimi Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı.
2004-2010 yılları arasında Türk Fizyolojik Bilimler Derneğinde Genel Sekreterlik yaptı.
Ayrıca, 2011 yılından bu yana Genel Merkezi Konya’da bulunan “İnsanlığa Çağrı Derneği”nin Genel Yönetim Kurulu Başkanlığını da sürdürmektedir.
Halen N.E. Üniversitesi Meram Tıp Fakültesinde Fizyoloji Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmakta olan UYSAL, evli ve dört çocuk babasıdır.

Bu kitabı;

Kendi kendime,
Kendi “kenz”ime,
Kendi özüme,
Kendi eşime,
Size,
Sizlere,
Tüm insanlara,
Tüm insanlığa,
ithaf ediyorum.

GİRİŞ

Bu kitap;
“ÖZ’ümden ÖZ’üme bir sesleniş” tir.

Bu kitap;
“Kendini bilmek, kendini tanımak ve kendine gelmek isteyenler” için kaleme alınmıştır.

Bu kitap;
“Hakikati anlamak, Marifete ermek isteyen Hakikat ve Marifet yolcuları” na bir rehberdir.

Bu kitap;
“Kişinin kendisinden kendisine yaptığı bir yolculukta en kısa ve kestirme yoldan nasıl yol alınabileceğini gösteren” bir bir özelliğe sahiptir.

Bu kitap;
“Kendini bir şey zannedenlerin aslında zannettiklerinin ötesinde bir varlık olduklarının farkındalığına ulaşmalarını sağlayan” bir klavuzdur.

Bu kitap;
“Kendisini sonlu ve sınırlı bir varlık olduğunu zannedenlere, kendilerinin sonsuz ve sınırsızlığını hatırlatan” bir eserdir.

Bu kitap;
“Bilinen ve bilinmeyen tüm bilgilerin kaynağının kişinin kendi ÖZ’ü olduğunun farkındalığına ulaştıran” bir kitaptır.

Bu kitap;
“Gerçek kitabın, kişinin kendisi, kendi özü olduğunun bilincine ulaşmasını sağlayan” bir eserdir.

Bu kitapta;
– ÖZ nedir?
– Allah nedir?
– Biz kimiz?
– Kendini bilmek ne demektir?
– Hakikat nedir?
– Marifete ermek ne demektir?
gibi sorulara cevaplar bulacaksınız.

Prof.Dr. Hüseyin UYSAL
Mayıs, 2017
Konya

1. BÖLÜM

Doğum Günüm
Sevgili Dostlarım,
Bu günün, doğum günüm olması nedeniyle sizlere kısaca özgeçmişimden ve özgeleceğimden söz etmek istiyorum.
Kendimi bilinçli olarak farkettiğim yıllar 1965-1967 yılları arasıydı. Ablamlar, benim Muğla’da ocakta doğduğumu söylediklerinde anlayamamıştım, ben neden ve nasıl ocak (odunla ateş yakılarak yemek pişirilen yer)’ta doğduğumu…
Benim 1960 yılında Ocak ayının 23’ünde doğduğumu ise ilkokul yıllarımda öğretmenimden öğrendim. Yeri gelmişken küçük ablamın beni suda boğulmaktan, büyük ablamın da havuzda boğulmaktan kurtardıklarını söylemeden geçemeyeceğim. Bu günleri yaşamamı onlara borçluyum. Kendilerine ne kadar şükretsem azdır.
Dar gelirli bir ailenin çocuğu olmama rağmen, zeki bir öğrenci olduğum için çok iyi okullarda (Aydın Ortaklar Öğretmen Okulunda ve İstanbul Tıp Fakültelerinde) okudum. Daha sonra da akademik kariyer yaparak Profesör ünvanını aldım.
2006 yılında, birinci uyanışım sırasında, o zamana kadar bir uykuda olduğumu, rüya görmekte olduğumu farkettim. Ve insanların çoğunun uykuda olduklarını ve bu yüzden sıkıntılı bir hayat yaşadıklarını, bazılarının da uyanmış olduklarını gördüm. Bazı endişe ve kaygılarla (yanlış anlaşılma korkusu veya başkalarına zarar verebilme endişesiyle) uykuda olanları uyandırmaktan çekindiklerini farkettim. Herşeyi açıkça söylemekten çekiniyorlardı.
Ben de yakınlarıma, tanıdığım, sevdiğim kişilere kendi bildiğim kadarıyla bazı gerçekleri anlatmaya çalışmak istediysem de bunun kolay olmadığını anladım.
Az da olsa söylediklerimi anlayabilenlerin bulunması benim başkalarını uyandırma cesaretimi artırdı. Hatta bu amaçla 2011 yılında İnsanlığa Çağrı Derneği’ni kurdum. Daha çok insana ulaşmaya ve onları uyandırmaya çalıştım. Hatta bu konuda “Bir’den Bir’e Uyanmak” isimli bir kitap da yazdım ve bu konu ile ilgilenenlere kitabımı ulaştırmaya çalıştım. 2013 yılında da bütün bu yaşadıklarımın da bir rüya olduğunu fark ettiğimde ise ikinci uyanışım gerçekleşti ve bana göre ne uyanmış kişi kaldı ne de uykuda olan birisi…
Esas uykuda olanın kendi ÖZ’üm olduğunu fark ettim. Bu uykudan da uyanınca kendimin sadece bir ÖZ’den ibaret olduğumu anladım. Artık ne ismim kaldı, ne de cismim…
Buraya kadar size kendi ÖZ GEÇMİŞimden, ÖZ’ümün geçmişinden bahsettim.
Şu anda ÖZ geleceğimin hayallerini kuruyorum. Sizlerle bir gün karşılaşırsak bu hayallerimden de bahsedebilirim, hayallerin önce gerçeğe, daha sonra da rüyaya dönüştüğünün bilincinde olarak…
Hakikatte, “Doğan ve ölecek olan bir varlık” olmadıklarının farkındalığına ulaşanlara sonsuz sevgilerimi, henüz bu farkındalığa ulaşamamış olanlara da saygılarımı sunarım.
Hepinizi çok seviyorum..
Sevgiyle ve muhabbetle kalın, kendinize iyi bakın…

Bundan 10 Yıl Önce

Bundan 10 yıl önce, benim için, insanı tanımak gerekliliği çok büyük bir önem kazandı.
Bu konuda çok araştırma yaptım. Bilim ile, din ile, tasavvuf ile, felsefe ve mantık ile ilgili çok kitap okudum. Hepsi farklı konular olsa da hepsinin hedefi aynıydı. Ancak bir süre sonra okuduğum tüm kitaplarda bir iki cümle dışında her şey anlamsız kaldı.
Bu işin artık kitaplarla olmayacağını anlayınca farklı bir boyut açıldı. Farklı bir boyuta geçiş yaşadım. Yeniden doğmak gibi bir şeydi bu… Artık, özgürdüm. Cennette yaşar gibi bir hayat yaşamaya başladım. Tüm sıkıntılarım bitti. O gündür bu gündür hiçbir endişem kalmadı. Ne geçmiş kaldı ne de gelecek, o günden beri anda yaşıyorum ve bunu sevdiklerimle paylaşmak istiyorum. Bu uyanışı yalnız yaşadığım için uyanık kimse bulamadım. Yaşadıklarımı herkese anlattım, ancak kimse beni anlamıyordu. Bu benim için garip bir durumdu ve hayat çok anlamsız gelmeye başladı. Tıp fakültesinde derslerin yanısıra bunları anlatmaya başladım. İçlerinden bir iki kişi farketti. Bir kişi bile benim için yeterliydi çünkü onay benim için önemliydi. Bir kişinin bile onaylaması önümün açılması için yeterli olmuştu.
Yıllarla birlikte beni anlayabilenlerin sayısı gittikçe artmaya başladı. Zamanla insanları ürkütmeden konuşmayı öğrendim. Hala beni anlamayanlar var, ancak bu benim anlatamamamdan değil, karşımdakinin algısıyla ilgili. Karşındakinin anladığı kadar anlatıyorsun. Sonra bir öğretim üyesi arkadaşımın tavsiyesiyle bir kitap yazmaya karar verdim. Amacım bilgi vermek değildi. Zaten hepimiz bilgiye doymuştuk, amacım en az bilgiyle farkındalık oluşturmaktı.
Farkındalığı ancak farkındalığı yaşamış kişiden alırız. Bu kitaplarla olmuyor. Farkındalığı yaşayanın size dokunması gerekir. Tasavvuftaki mürşit gibi… Gerçekten de sır olan kadim bilgiler var. Bu bilgiler açık bir şekilde dile getirilemiyor. Bilgiler sadırdan, içten yani özden gelmeli.
Bireysel benlikten kurtulmuş öz benliğe ulaşmış kişilerin rehberliğine ihtiyacımız var. Tasavvuf yoluyla nefsi terbiye etmek ve hakikate ulaşmak kolay değildir. Ancak günümüzde bilimsel bilgilerin ortaya çıkmasıyla bu süreç hızlandı.
Mutlu ve huzurlu bir hayat sürmek için çok bilgiye, zenginliğe ihtiyacımız yok. Herkesin kendine göre değer yargıları var. Bilimsel olarak konuşursak, aklı olan herkes bunu idrak edebilir. Değer yargıları olanlar bunları zor anlıyor. Sorumluluk akıllı olanlaradır.
İnsan kendini tanıyıp bildiğinde, öz benliğine ulaştığında hiçbir sorunu kalmıyor.
Bu nedenle tüm insanların şimdiye kadar yaşamış oldukları tüm sıkıntılardan, endişe ve korkulardan uzak bir yaşam sürmeleri için kendi öz benliklerine ulaşmaları gerekmektedir.
Son zamanlarda kendine güvenen, samimi, dürüst ve özverili kişilerin bu konudaki çabalarının hızla artmakta olduğunu gözlemlemekteyiz.
Bu farkındalığa ulaşanların birlikte işbirliği ve güç birliği içinde hareket etmelerinin tüm insanların sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir hayat sürmelerini sağlayabileceği kanaatindeyim.
Bu satırları okuyanların bu güzelliklerin yaşanması için ellerinden gelen her türlü gayreti göstereceklerini ümit etmekteyim.
Yaşanmasını hayal ettiğimiz tüm güzelliklerin en kısa süre içinde gerçekleşmesini tüm kalbimle diliyorum.

Zamanın Ne Önemi Var?
O An’dan Sonra….

BEN’im için hayat,
O’nu kalbimde hissedişim ile başladı.
O’nu kalbimde hissettiğim o AN,
BİR’den katılmıştı CAN’ıma yeni bir CAN
Bana ne olduğunu anlayamadım bir AN,
Derken sardı BEN’i büyük bir heyecan,
Heyecandan yerimde duramaz OLdum,
Sanki bir AN’da atom bombası OLdum,
Zifiri karanlıkta, seher vaktinde,
Ev halkının uyuduğu bir zamanda,
Bir “BEN”, Bir “O”…
Hayretler içinde idim,
Şaşırdım kaldım,
İlk kez böyle bir hal yaşıyordum.
Sanki BEN,
BEN değildim.
BEN’i BEN’den aldı,
Kısa bir süre sonra,
BEN’i bana verdi.
BEN kendime gelince,
İçimi büyük bir huzur sardı.
İşte bu halleri yaşadığım o günden beri,
İçimde ne bir dert, ne de bir keder kaldı.
O ana kadar yaşadıklarımı
Sanki ben yaşamamıştım.
Böyle bir olay yaşayacağımı
Hiç hesaba katmamıştım..
Bu tarifi mümkün olmayan bir haldi,
Şimdiye kadar yaşadıklarım sanki bir hayaldi.
Koskoca bir evren içime çekilmişti,
Kalbime sevgi tohumları ekilmişti…
Sonsuzluğa açılan bir kapıyı görebiliyordum,
Herşeyi ve herkesi koşulsuzca sevebiliyordum..
Sanki O, tüm arzu ve hevalarımı soldurmuş,
Gönlümü kendi nuruyla doldurmuştu..
Tüm vücudum baştanbaşa yenilenmiş,
Bambaşka bir kimliğe bürünmüştüm…
Eski bilincim aniden kaybolmuş,
Yepyeni bir bilince kavuşmuştum..
“Ne zamandan beri bu haldesin?” diye sorarsanız;
“Zamanın ne önemi var? O AN’dan sonra” derim.

Aradığım Kişi

Sevgili Dostlarım,
Ben;
Tek başına yaşıyan,
Anası, babası olmayan,
Eşi, kardeşi ve çocukları olmayan,
Hem maddi, hem de manevi yönden çok zengin olan,
Birisini arıyorum.
Böyle birini tanıyanınız var mı?
Bu soruyu cevaplandırmak için İhlas suresini hatırlamanızı tavsiye ederim.
İhlas suresinin anlamını,
HAKKıyla yaşayan bir kişi,
İHLASLI BİR KUL olur.
İhlaslı bir kul;
Kendisinin tek olduğunun,
Anası, babası olmadığının,
Eşi, kardeşi ve çocukları olmadığının,
Hem maddi, hem de manevi yönden çok zengin olduğunun farkındadır.
İhlas suresini okuduğum zaman Allah (cc)’ın bize şu sözleri söylememizi istediğini fark ettim. Çünkü başında “De ki” ifadesi vardı.
İhlas suresi’nin anlamı:
“De ki: O, Allah; Ehad’tır (Tektir),
Allah, Samed’dir. (Herşey O’na muhtaç, O hiçbirşeye muhtaç değildir.)
Lem yelid (Doğurmamıştır, çocukları yoktur.)
Ve lem yüled (Doğurulmamıştır, annesi, babası yoktur.)
Ve lem yekün lehü küfüven ehad’dır.(O’nun eşi ve benzeri yoktur, O tektir.)”
Ben bu sözleri kime söylemem gerekiyor? diye düşünmeye başladım.
Hz. Muhammed (sav) bu sözleri kendi zamanında yaşayan insanlara söylediğine göre, ben de bu zamanda yaşayan kişilere söylemem gerekiyordu.
Ben de bunu yapmak için karşıma çıkan herkese bu sözleri söylemeye başladım. Ancak muhatabımın “O” nun en güzel bir şekilde bir surete bürünerek bana göründüğünü farkettiğimde;
“O, Allah; Ehad’tır (Tektir)” diyemedim.
Çünkü O’nun bana baktığını, beni işittiğini idrak ettiğim için, “O” ifadesini kullanamadım. O’nun karşımda insan suretine bürünerek göründüğünü bildiğim için “Sen” diyebildim. Adeta namazda O’na “Sen” diye hitabettiğim gibi…
Ancak; O anda “Mü’min, mü’minin aynasıdır” hadisi aklıma geldiği için hitabeden ile hitabedenin bir olduğunu idrak edince de kendi kendime İhlas suresini okuduğumu farkettim ve sustum.
İşte o günden beri, İhlas suresini okurken kendi ÖZ’üme hitabettiğimin bilincinde olarak okuyorum, karşımdaki insanlar bunun farkında olsalar da olmasalar da….

Davet

Sevgili Dostlarım,
Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (SAV)’in ümmetinden bir fert olarak, onun insanlar için istediklerini istiyorum.
Hz. Muhammed (SAV)’in bütün insanlara gönderilmiş bir elçi olduğunu düşünerek, “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olanıdır” hadisi gereğince tüm insanların kurtuluşa ermelerini, hem bu dünyada hem de öbür dünyada mutlu ve huzurlu bir hayat sürmelerini istiyorum.
Bir insanın hidayete ermesine vesile olmanın tüm insanların hidayete ermesine vesile olmak kadar önemli olduğununun bilinciyle hareket edersek yapılan gayretlerin ne kadar önemli olduğunu idrak ederiz.
Bu konuda her türlü çabanın gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bu dünyada ama (manevi kör) olanın öbür dünyada da ama (manevi kör) olacağının bilincinde olarak ama’lıktan (manevi körlükten) kurtulmak isteyenlere günümüzde yardımcı olan ve yardımcı olmakta olan kişilerin her zaman var olduğunu biliyoruz.
Bugüne kadar bu konuda insanlara yardımcı olmaya çalışan fedakar, cefakar ve sabırlı şahıslara çok teşekkür ediyorum.
Günümüzde stres içinde kıvranan, yaşam mücadelesi veren, bazı gerçekleri farkedemedikleri için sıkıntılı bir hayat süren kişilere karşı bir sorumluluk taşıyan kişilerin artık harekete geçme zamanlarının geldiği kanaatindeyim.
Bu nedenle bu konuda kendini yetiştirmiş, belirli bir farkındalığa ulaşmış, hatta farkındalığın farkındalığına ulaşmış, ama’lıktan (manevi körlükten) kendilerini kurtarmış, kalp gözü açılmış, aydınlanmış olanlara, kendini bilenlere, olgun, kamil insanlara sesleniyorum ve diyorum ki:
Eğer siz devreye girmezseniz,
Gerçekleri dile getirmezseniz,
Üzerinize düşen çabayı göstermezseniz,
Yapılan bunca zulümden, bunca kötülüklerden,
Siz sorumlu tutulacaksınız.
Bunun için sizleri;
Asil insanlar olarak,
Kınayanın kınamasından korkmadan,
Birlik ve beraberlik ruhuyla hareket etmeye,
İnsanların mutluluğu ve huzuru için,
Her türlü çabayı göstermeye,
Davet ediyorum.

2. BÖLÜM

Ey Bu Meydana Yeni Gelen Kişi !!!

Burada yazılanları;
Önce anlıyamazsın,
Sonra anladığını zannedersin,…
Daha sonra biraz biraz anlamaya başlarsın,
Öyle bir an gelir ki,
Gerçekten anlarsın,
Fakat, anlatamazsın,
En sonunda, dilin çözülür ve,
Bülbüller gibi ötmeye,
Sular, seller gibi akmaya,
Çağlayanlar gibi coşmaya,
Deliler gibi koşmaya,
Başlarsın.
İşte bu AŞK’tır.
Bu AŞK, ALLAH’a olan AŞK’tır,
Bu AŞK, O’nun AŞK’ıdır,
Bu AŞK, Kendi ÖZ’üne olan AŞK’ındır,
Bu AŞK, Kendi ÖZ’ünün sana olan AŞK’ıdır.
Bu AŞK, SENİN AŞKIN’dır.
Bu AŞK ile başlar tüm AŞK’lar…
Kuarkların kuarklara olan AŞK’ı..
Elektronların protonlara, protonların elektronlara olan AŞK’ı ..
Atomların BİRBİR’lerine olan AŞK’ı…
Moleküllerin moleküllere olan AŞK’ı…
Hücrelerin hücrelere olan AŞK’ı…
Beyinin bedene, bedenin beyine olan AŞK’ı…

Kadının erkeğe, erkeğin kadına olan AŞK’ı…
Annelerin çocuklarına, çocukların annelerine olan AŞK’ı…
Öğretmenin öğrencisine, öğrencinin öğretmenine olan AŞK’ı..
İnsanların BİRBİR’lerine olan AŞK’ı..
İnsanların doğaya olan AŞK’ı…
Gezegenlerin güneşe, güneşin gezegenlere olan AŞK’ı…
Yıldızların BİRBİR’lerine olan AŞK’ı…
Galaksilerin galaksilere olan AŞK’ı…
Evrenlerin evrenlere olan AŞK’ı…
AŞK olmasaydı, hiçbirşey olmazdı…
HERŞEY AŞK ile başladı ve AŞK ile devam ediyor…
Ve,
Sonsuza kadar AŞK ile devam edecek…
Bizler VAR olduğumuz sürece…
İyiki VAR’sınız…
İyiki VAR’ız…

Zigot Nedir? Bilir misiniz?

Zigotun;
Bir yumurta hücresi (ovum) ile, bir sperm hücresinin birleşmesinden oluştuğu söylenir. Bu gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır.
İşin doğrusu şöyledir:
Bir yumurta hücresinin (ovumun) tamamı ile, spermin sadece DNA’sı (çekirdeği) birleşmektedir. Çünkü iki hücrenin birleşmesi sırasında spermin önce kuyruğu, sonra baş kısmı ve gövdesi parçalanmakta ve yok olmaktadır. Geriye sadece, spermin DNA’sı (çekirdeği, genetik bilgisi) kalmakta ve bu DNA, yumurta hücresinin DNA’sı ile birleşmektedir.
Spermin DNA’sında, X kromozomu varsa, doğacak olan çocuk kız, Y kromozomu varsa erkek olacaktır.
Diyeceksiniz ki:
Hocam “Bu konuları neden anlatıyorsunuz?”
Bundan sonraki anlatacaklarıma bir zemin oluşturması için.
Yazdıklarımı izlemeye devam edin,
Nedenini daha iyi anlayacaksınız.
Eğer;
Bir yumurta hücresi sperm ile döllenemezse, yumurta hücresi 1-2 gün içinde yok olur, sperm hücresi de 1-2 gün içinde yok olur.
Döllenme gerçekleşirse;
Yeni bir yavrunun oluşması için, ilk adım atılmış olur ve zigot oluşur.
Zigotun oluşumu sırasında;
Balçık (su ile toprak karışımı) halinde olan bir yumurtaya, baba adayının tüm genetik bilgisi aktarılır.
Bu genetik bilginin içinde, X kromozomu veya Y kromozomu bulunur.
Adeta baba, yumurta hücresine (balçık halindeki plazmaya) kendi ruhundan üflemiştir.
Kendisine ruh üflenen balçık halindeki plazma canlanır ve ikiye bölünerek çoğalmaya başlar.
Daha sonra annenin rahminde bir bebek oluşur ve dünyaya gelir.

Neredeydik? Nereden geldik?
Neredeyiz? Nereye gidiyoruz?

Hatırlıyor musunuz?
Siz önce yoktunuz….
İlk var olduğunuz yeri nasıl hatırlayabilirsiniz?
Bir parçanız babanızda, bir parçanız da annenizde idi.
O zamanlar siz kendinizi bilmez haldeydiniz….
Babanızdaki halinizi hatırlarsanız;
Bir başınız birde kuyruğunuz vardı.
Sizinle birlikte milyonlarca sizin gibi kardeşleriniz vardı.
Annenizde iken sizin gibi yaklaşık 400 tane kardeşiniz vardı.Vakti gelince milyonlarca kardeşinizle birlikte babanızdan annenize transfer edildiniz.
İçinde bulunduğunuz grup önce asidik bir ortam ile karşılaştı. Orası çok kötü bir yerdi, kardeşlerinizin çoğu orada kaldı. Kardeşlerinizin bir kısmı da daha iyi varlıklarını sürdürmeleri için gerekli bir ortama geçerek kendilerini kurtardılar.
Hatırlıyor musunuz?
Siz de kurtulanların arasındaydınız….
Orası sizin yaşamınızı sürdürmeniz için uygun bir ortamdı.
Oraya girer girmez, annenizdeki parçanız ile buluşmak istediniz. Ama görünürlerde yoktu.
Ancak O’nun varlığını hissediyor ve O’ndan güzel sinyaller alıyordunuz.
O da sizinle buluşmak için can atıyordu.
Etrafınızda bulunan yüzlerce kardeşinizle birlikte O’nun bulunduğu yere doğru yöneldiniz, bir tünelin içine girdiniz.
Tünelin uç kısmında O sizi bekliyordu.
Sizin O’na doğru hızla geldiğinizi görünce,
O da size doğru yönelmişti.
Nihayet O’na ulaştınız….
Yüzlerce kardeşinizle birlikte O’nun etrafını kuşattınız…
Ancak O’nun etrafında perdeler (zarlar) vardı, hiçbir kimsenin perdeleri aşarak içeri girmesine izin vermiyordu. O, sizin her şeyinizi geride bırakarak sadece ÖZ’ünüzün içeri girmesini istiyordu.
Diğer kardeşlerinizin hiçbiri bu cesareti gösteremiyor ve kendi sahip oldukları başlarını ve kuyruklarını geride bırakarak içeri girmeyi göze alamıyorlardı.
İşte o sırada siz çok büyük bir cesaret ve fedakarlık göstererek başınızdan ve kuyruğunuzdan kurtularak içeri girmeyi başaran tek kişi oldunuz. Sizin için her şeyi muhteşem bir şekilde hazırlamış olan annenizdeki parçanızın içindeydiniz artık.
İçeriye giremeyen kardeşlerinizin “Gitti bizim kardeşimiz, paramparça oldu” diye üzülürlerken siz kendi ruh eşinizle buluşmanın heyecanı içindeydiniz. Her ne kadar onların sizin için çok üzülmeleri ilk başta sizi etkilese bile onların yakında yok olacaklarını, onların görevlerinin sizin ruh eşinizle buluşmanızı sağlamak olduğunu farkettiğinizde, dilinizden onlara sadece “Benim buraya kadar gelmemde bana refakat ettiğiniz için sizlere çok teşekkür ederim” sözcükleri dökülmüştü, her ne kadar onlar sizin bu sözlerinizi duymasalar da…
Sonunda sizi büyük bir heyecanla bekleyen ruh eşinize kavuşmuştunuz, vuslat gerçekleşmişti..
Belki binlerce, belki onbinlerce, belki yüzbinlerce yıllık hasret sona ermiş, huzura kavuşmuştunuz.
Adeta canınıza can katılmıştı, çok büyük bir heyecan içindeydiniz, içiniz içinize sığmıyordu…
Kısa bir süre içinde hızla çoğalmaya başladınız…
Annenizin kanıyla besleniyor, adeta O’nun canından can alıyordunuz…
Aradan 40 hafta geçince yepyeni bir canlı olarak annenizin rahminden çıkmaya hazırlanıyordunuz…
Yeni bir hayat sizi bekliyordu ama geçilmesi gereken bir kanal, aşılması gereken perdeler vardı.
Sonunda bütün engelleri aşarak dünyaya geldiniz…
Sizin annenizden beslenmenizi sağlayan kuyruğunuzdan (plesentadan) kurtulunca kendinizi annenizin kucağında bulmuştunuz.
Artık onu görebiliyor, onunla konuşabiliyordunuz…
O size kendisinin sizin anneniz olduğunu bildirdi…
Siz de artık O’nu anneniz olarak kabul ettiniz…
Bundan sonrasını artık hatırlıyorsunuz….
O sizin bütün ihtiyaçlarınızı karşılıyor ve size bilmediklerinizi öğretiyordu…
Bu eğitim süreci okulda öğretmenleriniz tarafından devam etti.
Belli bir yaşa gelince içinizde karşı cinse karşı ilgi duymaya başladınız ve hayatınızda yeni bir dönem başlamış oldu.
Uygun bir eş bulunca da evlendiniz ve çoluk çocuğa karıştınız. Zamanla bir iş sahibi oldunuz, ev bark sahibi oldunuz, arabanız oldu.
Bu süreci yaşarken veya bu sürecin sonunda bir taraftan da hayatı, hayatta olup biten olayları sorgulamaya başladınız.
Bu konular hakkında size verilen bilgiler ilkönceleri sizi tatmin eder gibi olduysada tam anlamıyla tatmin olamıyordunuz. Bu sizi sıkıntıya sokuyor ve arayışa itiyordu. Hayata dair ne varsa öğrenme ihtiyacı hissediyor, bu konuda elinize geçirdiğiniz kitapları okuyor, bu konulara vakıf olduğunuz kişilerle görüşüp onlardan bilgi alıyordunuz.
Ancak ne kadar çok bilgiye ulaşırsanız ulaşın olayın daha karmaşık bir hal aldığını görüyor, buna da bir anlam veremiyordunuz.
Belki de hala öylesiniz….
Tam bu sırada bu konuları çok iyi analiz etmiş, kendinden emin, her şeyin farkında olan, aklınıza takılan soruları ve yaşamakta olduğunuz sorunları kolaylıkla çözmenize yardımcı olabileceğinizi düşündüğünüz kişi veya kişiler ile karşılaştınız.
Onların bazı söylemleri size hoş gelse de bazı söylemleri önceki bilgilerinizle çelişiyordu. Bu dönem aklınızın iyice karıştığı, beyin fırtınalarının estiği, beyin devrelerinizin zorlandığı bir dönem oldu.
Sıkıntılı bir süreç yaşamanıza karşılık içinize doğan bir huzur içinizden gelen bir ses size bu süreci devam ettirmeniz gerektiğini, doğru bir yolda olduğunuzu söylüyordu.
Siz bu halleri yaşarken, etrafınızdaki yakınlarınızdan ve diğer insanlardan uzaklaştığınızı farkettiğinizde iş işten geçmişti.
Artık hayata bakışınız çok değişmiş, eski bilincinizi kaybetmiştiniz. Yeni bilinciniz de tam oluşmadığı için kendinizi bir anda çok büyük bir boşluğunun içinde bulmuştunuz.
Eski bilincinizden kurtulduğunuz için içinizin rahat olmasına rağmen tam anlamıyla kendinize gelememenin canlılık kazanamamanın bir endişesini de hissetmeye başlamıştınız.
Bu durumdan biran önce kurtulmalıydınız, ama nasıl?
Bu konuda artık size yardımcı olabilecek hiçbir kimsenin kalmadığını da hissediyordunuz. Çünkü kiminle görüşürseniz görüşün görüştüğünüz kişilerin sözleri de artık sizin için anlamsız geliyordu.
Böyle tuhaf olan bir süreci yaşarken sonucun nereye varacağını artık düşünemez olmuştunuz, sanki büyük bir boşluğa düşmüştünüz..
Adeta bir belirsizliğe sürüklenirken, tüm ümitlerinizi kaybetme noktasına gelmiştiniz.
İşte tam bu sırada sizde büyük bir farkındalık oluştu ve ilk uyanışınız gerçekleşti.
O ana kadar hayatınızda hiç yaşamadığınız bir canlılığı, bir zindeliği hissediyordunuz ve adeta içiniz içinize sığmıyordu.
Sizin için artık eski dönem kapanmış yepyeni bir dönem başlamıştı.
Bu canlılığı yaşadığınızda diğer insanların hala kendi eski bildikleri değer yargılarıyla hayatlarını sürdürdüklerini farkedersiniz.
Sizin farkındalığınıza ulaşamadıkları için sizi yine eski kimliğinize göre değerlendirmekte ve size kendi dünyalarında bir yer verdiklerini görürsünüz.
Adeta aranızda ince bir perde olduğunu idrak edersiniz. Siz onlar için onların rüyalarında gördükleri bir kişiden ibaretsiniz.
Onların yaşadıkları hayatı en ince ayrıntılarına kadar bilmenize karşılık onlar sizin içinizde yaşadığınız güzel hallerin ve farkındalıklarınızın farkında bile değillerdir.
Sadece sizin farkındalığınızın artmasında ve uyanmanızda etkili olan kişileri kendinize daha yakın bulursunuz.
Bunların bazılarının sizin uyanmanızda etkili olmalarına rağmen kendilerinin hala uyumakta olduklarını da farkedersiniz ve hayretler içinde kalırsınız..
Yumurtayı döllemeniz sırasında size yardımcı olan fakat kendileri yumurtayı dölleyemeyen spermler gibi bir durumda olduklarını görünce şaşkınlığınız daha da artar. Adeta bu kişilerin görevlerinin sizin uyanmanıza vesile olmak olduğunu anlarsınız.
Bundan sonra artık yolunuza kendi başınıza devam etmeniz gerektiğini farkederek yeni bir sürece girersiniz.
Bu hal hayatınızda ilk defa yaşadığınız bir haldir, farkındalığınızın daha da yükseldiği bir durumdur.
Artık hiçbir kimseye ihtiyacınızın olmadığını idrak edersiniz, ancak herkesin bu bilince ulaşmaya ihtiyaçları olduğunu da düşünmeye başlarsınız.
Diğer insanlarla diyalog kurarak onlara yardımcı olmak isterseniz, bunu da en güzel birşekilde yapabileceğinizin, onları uyandırabileceğinizin bilinciyle hareket etmeye başlarsınız.

Farkındalığı Nasıl Kazanacağız?

Düşünceyi oluşturan şey düşünce molekülleridir. İnsanın düşünce ve duyguları beynin salgıladığı bu moleküllere bağlıdır. Mutlu insanların beyninde mutluluk hormonu, stresli insanın beyninde stres hormonu salgılanır. Sizin hissettiğiniz duygulara göre moleküller salgılanıyor. Depresyonda olanlara bu hormonlar dışarıdan ilaç olarak verildiğinde kendini iyi hisseder. Bütün hislerimiz ve duygularımız bu moleküller sayesinde oluşur. Bunları insan mı üretiyor, yoksa bunlar mı bu hisleri yaşatıyor?
Beyin hücrelerinin varlığını sürdürebilmesi için enerjiye gereksinimi vardır. Bu gereksinimini glikozdan sağlar. Beynimizin fonksiyonu için bedene, oksijene ve vücut sistemine ihtiyacımız var. Ben eğer bu bedenimle uzaya çıksam varlığımı sürdüremem. Demek ki benim bu dünyaya ihtiyacım var. Beyin hücreleri insan için neyse, insan da bu dünya için öyledir. Negatif ve pozitif nöronlardan hangisi fazlaysa bedeni ve dünyayı o etkisi altına alır. Stres hormonu salgılandığı anda denge için mutluluk hormonu da salgılanır. Negatif insanlar arttığı zaman denge için pozitif insanların sayısı da artar. Kavga sonrasında bile rahatlama yaşarsın. İşin doğası böyledir.
Dünyayı canlı bir varlık olarak düşünürsek, insanlar dünyanın hücreleridir. Bizim gözlerimiz dünyanın gözü, kulaklarımız yerin kulağıdır. Ben nereye bakarsam bakayım, dünyayı görürüm. Bütün dünya sanki benim vücudum gibi. Biz ister yere bakalım, ister göğe hepsi bir bütün. Nereye bakarsak bakalım kendi gereksinimimizi sağlayan varlığa bakıyoruz, kiminle konuşursak konuşalım adeta kendimizle konuşuyoruz, kime zarar verirsek verelim kendimize zarar vermiş oluyoruz, kime iyilik edersek edelim aslında kendimize iyilik etmiş oluyoruz. Sadece bu bakış açısıyla bakılsa bile kimse kimseye zarar veremez. Bu bizi varlığın birliğine götürür.
Kuantum fiziği açısından bakacak olursak, madde diye bildiğimiz her şey moleküllerden ve atomlardan oluşmaktadır. Atom içinde küçük bir çekirdek ve etrafında elektronlar var. Çekirdek incelendiğinde proton nötron, içinde de kuark yapıları onunda içinde kuant, temelde de dalga ve titreşimler var.
Bizim gözümüz bu dalga ve titreşimleri madde olarak algılıyor. Gördüklerimiz, göremediklerimiz karşısında hiç kalır. Bizim gözümüz aslında tek kanallı bir televizyon gibidir. Gören aslında göz değil, beyindir. Buna kuantum fiziği “Kendi kendini gözleyen evren” der.
Anne karnındaki zigot çoğalarak sonunda insanı oluşturur. İnsan da evrenin çekirdeği gibidir. Nasıl bir zigotta insanı oluşturacak tüm bilgi bulunuyorsa, insanda da tüm evreni oluşturacak bilgi vardır. Ağaçtan düşen meyve çürüse bile, çekirdeğinin çürümediği gibi, insanın bedeni toprak olsa bile insanın bilinci yok olmaz. Çünkü bugün bilim insanları insanı bir bilinç varlık olarak tanımlıyorlar. Bu bizim ne kadar değerli olduğumuzu gösterir. Evrenin tüm özellikleri bizim özümüzde kayıtlıdır. Tüm bilgiler nasıl bir çipin içinde kayıtlıysa, evrenin tüm bilgileri de bizim genlerimizde kayıtlıdır. Bunu bilmek bile varlığın birliğini ve bütünlüğünü farketmemizi sağlar.
Biz adeta hem çekirdeğiz, hem de ağacı içinde barındıranız Bir kişi kendi gerçek kimliğini farkederse, tüm sıkıntılarından kurtulur.
Burası bir duraktır.
Ama bunun ötesi de vardır…

Share

Ev Kadını izle Anaokulu Öğretmeni izle Sorry to Bother You izle Reversing Roe: ABD’deki Kürtaj Yasası izle İçimdeki Şeytan izle