anadolutour.com dasurl.com www.scspics.com derememlak.com yapayklavye.com www.umraniyemedya.com ataşehir escort ümraniye escort kadiköy escort

İNSAN NEDİR ?

İnsan bir noktadır. Her şey bir noktadan oluşmuştur. “Şey”
kelimesi somut ve soyut (bilinen ve bilinmeyen) tüm varlıkları
ifâde eder. Nokta kendi içinde sonsuzluğu barındırır. Noktadan
harfler, harflerden kelimeler, kelimelerden cümleler,
cümlelerden paragraflar, paragraflardan bölümler,
bölümlerden kitaplar, kitaplardan kütüphâneler oluşur.
Kütüphânelerde de bilinen tüm bilgiler yer alır. Dolayısıyla
bilinen tüm bilgiler noktanın açılımıyla ortaya çıkmıştır. Yâni,
noktaların belirli bir şekilde özenle diziliminden oluşmuştur.
Bu dizilim, şüphesiz bilinçli bir varlık (insan) tarafından
yapılmıştır. İnsan olmasaydı bu kadar bilgi açığa çıkmazdı.
Nokta ve noktadan oluşan harfler ve kelimeler birer
semboldür. Somut ve soyut olan bilgiler sembollerle ifâde
edilir. Bilginin esas kaynağı insanın kendisidir.

– Peki, insan bu bilgilere nasıl sahip olmuştur?
Bu soruya cevap vermek için kendimize dönüp bakmamız
gerekir.

Kendimizi bilinçli olarak algıladığımız süreç yaklaşık 2-3
yaşlarında başlar. Daha önceki yaşadığımız süreç hakkında
hiçbir bilgimiz yoktur. Önceki süreçte yaşadığımız olaylar
tamamen bilinçli olarak çevremizi algılamaya başladıktan
sonraki yaşamımızda edindiğimiz bilgilerdir. Bu bilgiler,
çevremizdeki görüntülerden, seslerden veya varlıklardan
(anne, baba, öğretmenler gibi diğer insanlardan) edindiğimiz
bilgilerdir.

İçinde yaşadığımız boyut (dünya hayatı) ne kadar
gerçektir? Bu boyutta edindiğimiz tüm bilgilere nasıl
güvenebiliriz?

Bilim alanında her yeni elde edilen bilgi önceki
bilgilerimizi sarsmaktadır. Önceki bilgilerimize ne kadar
güvenebiliriz?

Şimdiki bilgilere ne kadar güvenebiliriz?
Bundan sonra edineceğimiz bilgilere ne kadar güvenebiliriz?

Bu durumda yine de bir yerlere tutunmak zorunda
kalıyoruz. Çünkü her şey bir kabulle başlar. Bâzı bilgileri
temel olarak kabul etmek zorundayız. Yoksa hiçbir şeyin
anlamı kalmaz.

Her şeye anlam kazandıran bizim kabullerimizdir.
İnsanların bilgileri, görgüleri ve edinimleri
farklı farklı olduğu için kabullerde de farklılıklar olması
doğaldır. Bu nedenle ortak kabullere sahip olan kişiler belirli
konularda anlaşma sağlayabilmektedir. Ortak kabullere sahip
olmayan kişilerde ise ciddî anlaşmazlıklar olması
kaçınılmazdır. Tüm konularda ortak kabullere sahip kişilerin
olması ise hemen hemen mümkün değildir. Bu durum çok
geniş bir yelpâzenin oluşmasına neden olur.

Her bir kişinin kabullerinin farklı olmasının yanısıra
zaman içerisinde birtakım olaylar bu kabullerin değişmesine
de neden olmaktadır. Bu kadar farklılıkların söz konusu
olduğu yerde nasıl birlik, birliktelik, barış, mutluluk ve huzur
sağlanabilecektir? Kabullendiğimiz temel bilgiler ne kadar
fazlaysa ve ne kadar kendi içinde tutarlı ise o kadar birlik,
berâberlik ve bütünlük sağlanabilecektir.

Eskiden iletişim ve ulaşım imkânlarının çok sınırlı olması
nedeniyle küçük gruplar, topluluklar veya devletler kendi
bütünlüklerini sağlamak için ortak bir kültür oluşturmuşlardır.
Belirli bir otoritenin etkisiyle ortak kültürün oluşması
kolaylıkla sağlanabilmiştir. Ortak kültür oluşturamayan
topluluklar veya devletler daha güçlü otoritelere teslim
olmuşlardır.

Günümüzde, iletişim, bilişim ve ulaşım olanaklarının
artmış olması birçok farklı kültürü bir araya getirmekte ve
berâberinde birçok sorunu da ortaya çıkarmaktadır. Bilinen
güçlü devletlerin kendi düşüncelerini ve fikirlerini diğer
devletlere kabul ettirmek için büyük bir çaba içinde oldukları
bir gerçektir. Şu anda büyük bir ekonomik ve askerî güce
sahip olan devletlerin kendi değer yargılarını diğer
topluluklara ve devletlere kabul ettirme çabaları belli bir süre
daha devam edecek gibi gözüküyor.

Ancak, esas gücün bilgi olduğu, bilginin kaynağının da
insanların kendi özünde bulunduğu gerçeği göz ardı
edilmektedir. Sorunların çözümü yine insanın kendisindedir.
İnsanı iyi tanımayan, insanın özünde ne kadar büyük bir
potansiyelin gizli olduğunu keşfedemeyenler için sorunlar
gittikçe büyüyecek ve kendini bilmeyen insanlar kendi
kendilerini yok edeceklerdir. Sonunda, kendini (özünü) bilen
insanlar yaşamlarını mutlu bir şekilde sonsuza kadar
sürdüreceklerdir.

Kendini (özünü) bilen insanların kabulleri ve değer
yargıları tüm insanlığın mutluluğunu ve huzurunu dikkate
alacağı için bencilce tutum ve davranışlar sergilenmeyecek,
insanlar dışlanmayacak ve ötekileştirilmeyecektir. Kendini
bilen insanlar, diğer insanları çok kolaylıkla kabullenecek,
olumsuz tavır ve davranış içinde bulunanların kendilerini
bilemedikleri, kendilerine gelemedikleri için bu duruma
düştüklerini farkederek onlara daha şefkatli ve daha anlayışlı
olacaktır. Bütün olup biten olaylardan kendisinin sorumlu
olduğunun bilincine ulaşarak kendisi ve toplum için gerekli
tüm çabayı gösterecektir. Kendini (özünü) bilen insanların
sayılarının, niteliklerinin ve etkinliklerinin artması sorunların
çok kolay bir şekilde çözümlenmesini sağlayacaktır.

Nokta, Arabik sayı sisteminde “0” (sıfır) hükmündedir.
Ancak önüne bir rakam geldiğinde anlam kazanır. İnsan da öz
îtibâriyle “yok” gibidir. Fakat “bir” o öz’den ortaya çıkar. O
öz’ün anlam kazanabilmesi için mutlaka “bir” sayısına
gereksinim vardır.

Bir’in varlığı öz’ün varlığına bağlıdır. Bu nedenle
gerçekte var olan “yok” diye ifâde edilendir. Görülen,
sâdece görünmeyenin, bilinmeyenin varlığının bilinmesi için
oluşur. Bu nedenle gerçek insan, görünen değil,
görünmeyendir. Her görünen şeyin görünmüş olması onun var
olduğuna işaret etmez. Görünmeyen şeyin de yok olduğu
söylenemez. Bu gerçeği bilmeyenlerin, hayâl peşinde
koştukları ileri sürülebilir. Gerçek olan bir varlığın, hayâl
peşinde koşması ne kadar acıdır.

Özetle, insanın gelip geçici bir varlık gibi görünmesine
rağmen, özü’nün sonsuzluğu içerdiği bir gerçektir. Onun için
gelip geçici, insanın yanıltıcı ve sıkıntıya sokan görüntüsüne
aldanmayan, özü’nün farkına vararak yaşamlarını sürdüren
kişilerin hiçbir zaman sıkıntıya düşmeyeceğini söyleyebiliriz.
Az da olsa, kendi özü’ne yönelen insanların her zaman mutlu
ve huzurlu bir şekilde hayat sürdükleri bilinmektedir.
Esas önemli olan, bu güzellikleri yaşayan kişilerin
sayısının artmasıdır.

Bunun için, kendini bilen, içinde bulunduğu toplumla
birlikteliği ve farkındalığı en üst düzeyde yaşayan,
sorumluluklarını akılcı, insancıl, demokratik ve uzlaşmacı bir
yaklaşımla en güzel bir şekilde yerine getirebilen, kendine
güvenen, yaşama mutluluğunu içinde bulan ve bu özelliklerini
diğer insanlara da yansıtabilen, dünyada olup biten olayların
birbirleriyle bağlantılarının farkında olan, toplumda
huzursuzluk çıkarmaya çalışan kişi ve topluluklardan hiç
etkilenmeden, evrensel prensipler çerçevesinde özgürce
düşünebilen, düşüncelerini medenî ölçüler içerisinde diğer kişi
ve topluluklar ile paylaşabilen, gerektiğinde toplumun çıkarları
için kendi çıkarlarını ikinci plana atabilme cesâretini ve
fedâkârlığını gösterebilen samîmî ve dürüst bireylerin
yetiştirilmesi gerekmektedir.

FacebookTwitterPaylaş
marul.biz