anadolutour.com dasurl.com www.scspics.com derememlak.com yapayklavye.com www.umraniyemedya.com ataşehir escort ümraniye escort kadiköy escort

BİR’den BİR’e UYANMAK (GİRİŞ)

Bu kitabı;

Kendi kendime, Kendi “kenz”ime, Kendi özüme, Kendi eşime, Size, Sizlere, Tüm insanlara, Tüm insanlığa ithaf ediyorum.

Bu kitap;

“İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.”

“Ölmeden önce ölün” yâni “bir an önce uyanın.”

uyarısını işiten ve “birdenbire uyanmak isteyenler” için kaleme alınmıştır.

Bu nedenle, bu kitapta;

– İnsan nedir?

– Uykudan uyanmak ne demektir?

– Günümüz şartlarında birdenbire uyanmak nasıl olacaktır?

gibi sorulara cevaplar bulacaksınız.

İnsan anlaşılması zor bir varlıktır. İnsanın kökeni veya nereden geldiği konusu geçmişin olduğu gibi günümüzün de en güncel konularından biridir. Çağlardan bu yana insanlar bu sorun üzerine eğilmiş ve bu konuda birçok görüş ve tezler ileri sürmüşlerdir. İnsanın mâhiyeti hakkında günümüzde bile yeterli bir fikir birliği sağlanamamakla birlikte, bilim insanlarının son zamanlarda insan üzerinde yaptıkları çalışmalar yeni ufuklar açmaktadır. Özellikle insan beyni üzerinde elde edilen bilgiler yeni bir çağı başlatacak niteliktedir. İnsanların kendilerini tanıdıkça, insanlar arası ilişkilerin daha seviyeli bir gelişim göstermesi, insanların sevgi, saygı, hoşgörü, barış, huzur ve mutluluk içinde yaşayacakları güzel günlerin gittikçe yaklaştığı kanaâti kendini bilenler tarafından dile getirilmektedir.

– İnsanın kendini tanıması, bilmesi nasıl olacaktır?

– Eskiden insana nasıl bakılırdı?

– Bilge insanlar insanı nasıl tanımlamışlar?

– Bilim insanlarının insanı tanımlaması nasıl olmuş?

– Din adamları insana nasıl bakmışlar?

– Kutsal kitaplar insanı hangi açıdan ele bahçelievler escort almışlar?

– Kur’ân insanı nasıl tanımlamış?

– İnsanlar Kur’ân’ı nasıl anlamışlar?

– İnsanlar Kur’ân’ı gerçekten anlayabilmişler mi?

– Kur’ân’ı anlayanlarda nasıl değişmeler olmuş?

– Kur’ân’ı anlamayanlar nasıl bir hayat yaşamışlar?

gibi yüzlerce soru sorulabilir. Cevapları da yine yüzlerce, binlerce ciltleri dolduracak şekilde açıklanabilir.

– Peki, insanların günümüzdeki hâli nedir?

– İnsanlar mutlu mudur?

– Huzurlu mudur?

– Geleceğe nasıl bakıyorlar?

– Endişe ve kaygı ile mi hayatlarını sürdürüyorlar?

– Yoksa geleceğe umutla mı bakıyorlar?

gibi sorulara verilecek cevaplar da aşağı yukarı bellidir.

1200’lü yıllarda “Düne ait ne varsa dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lâzım” diyen Hz. Mevlânâ’nın sözlerini bugün yeniden hatırlamak gerekiyor.

İsterseniz bildiklerimizden yola çıkarak yeniden bir ufuk turu yapmaya çalışalım.

“İnsan düşünen bir varlıktır.”

“Düşünebilmek için beyne gereksinim vardır.”

“Beynin yaşamını sürdürebilmesi için bir vücûda, bir bedene gereksinimi vardır.”

“Herkesin bir vücûdu, bir bedeni vardır.”

“Vücûdumuzun, bedenimizin varlığını sürdürebilmesi için dünyaya gereksinimi vardır.”

“Dünyamızın varlığını sürdürebilmesi için güneşe ve evrene gereksinimi vardır.”

Özetle, insanın varlığını sürdürebilmesi için bu dünyaya ve evrene gereksinimi vardır.

“Dünya ve evren olmazsa biz hayatımızı sürdüremeyiz.”

Bu durumda, nereye bakarsak bakalım varlığımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan şeye (varlığa) bakmakta olduğumuzu farkederiz.

“Gözümüzle gördüğümüz her şey (varlık), bizim için vardır ve bize aittir.”

– Peki, biz kimiz?

– Biz neyiz?

……….

Dekart “Düşünüyorum o halde varım” demiş.

Hz. Mevlânâ “İnsan sâdece düşünceden ibârettir, gerisi et ve kemiktir” demiş.

Dekart, varlığını “düşünebilme”sine bağlamış.

Hz. Mevlânâ, insanı sâdece bir “düşünce” olarak tanımlamış.

Bu gün kuantum fiziğini benimseyen bilim insanları, insanı bir “bilinç” olarak tanımlıyor.

– Peki, biz düşünemediğimiz zaman veya bilincimizi kaybettiğimizde yok mu oluyoruz?

– Uykuda iken, rüyâ görürken, rüyâda bir şeyler yaparken var mıyız? Yok muyuz?

– Uykuda, rüyâ görmediğimiz evrelerde var mıyız? Yok muyuz?

– Komada iken var mıyız? Yok muyuz?

– Biz var mıyız? Yok muyuz?

– Varlık ile yokluk arasındaki sınır nerededir?

– Önceden var mıydık? Yok muyduk?

– Şimdi var mıyız? Yok muyuz?

– Yarın, gelecekte var mı olacağız? Yok mu olacağız?

– Ölünce varlığımız sürecek mi? Yoksa yok mu olacağız?

– Var nedir? Yok nedir?

Bu sorulara cevap verebilmek için isterseniz önceden bildiklerimize şöyle bir göz atalım.

– Biz dünyaya gelmeden önce anne karnında idik.

– Peki, oraya nereden geldik?

– Zigottan.

– Zigot nasıl oluştu?

– Anneden gelen “ovum” ve babadan gelen “sperm”den.

– Anne ve baba nasıl oluştu?

– Zigottan.

Bu sorular ve cevaplar ilk yaratılışa kadar gider.

Bilim insanları ilk yaratılışın 13.7 milyar yıl önce büyük patlama (big bang) ile başladığını ileri sürüyorlar.

Sonra güneş ve yıldızlar (ateş, hidrojen, helyum,..), sonra dünya (ateş, hidrojen, helyum, oksijen, su, toprak..), sonra tek hücreli canlı, sonra çok hücreli canlılar, sonra bitkiler, sonra hayvanlar, sonra ilk insan, sonra diğer insanlar ve biz……

– Peki, bundan sonra ne olacak?

– Biz ne olacağız?

– Dünya ne olacak?

– Güneş ne olacak?

– Evren ne olacak?

gibi sorular bilim insanlarının, bilge kişilerin ve din adına konuşan kişilerin aklını hep meşgul etmektedir.

Bu sorular bilim insanlarının cevap vermekte zorlandıkları sorular…

Yâni bildiklerimiz bizi bir noktaya kadar getiriyor ve orada bırakıyor.

Sözlerin bittiği yerde olduğumuzu hissediyoruz.

Önemli olan buraya kadar gelebilmekti ve geldik.

“Şimdiye kadar bir uykuda idik.”

“Kendimizi uyanık zannediyorduk.”

“Eskiden bildiklerimiz, yeni bilgiler sayesinde önemini yitiriyor.”

“Şu anki bilgilerimiz de yarın önemini kaybedecek.”

“Bilgilerin önce önemli ve anlamlı, sonra da önemsiz ve anlamsız olduğu bir bilgi denizinde yüzüyoruz.”

Bilim insanları, bugünlerde bir cm3 boşluktaki enerjinin açığa çıkarılabilmesi durumunda bütün okyanusların bir anda buharlaşabileceğini dile getiriyorlar.

Yâni kısaca söylemek gerekirse, “Biz, bilgi ve enerji okyanusunda yüzmekteyiz.”

Belki de “Biz enerji ve bilgi okyanusunun kendisiyiz…”

Son zamanlarda çok büyük bilgi ve enerji patlamalarına tanık oluyoruz.

Aslında, bilgi enerji demek, enerji de bilgi demektir.

Enerji ile bilgiyi ayırmak mümkün değildir.

Bu gün bilim insanlarının elde ettikleri yeni bilgiler, daha önceki bilgilerimizi allak bullak etmektedir.

Bu nedenle, bugüne kadar öğrendiğimiz tüm bilgileri ve yaşadığımız hayatı yeniden değerlendirmemiz gerekmektedir.

Ve,

Yeni şeyler söylemek gerektiği ortadadır.

Bu nedenle eski bilgilerimizi de göz önüne alarak, geleceğimizin inşasında yeni fikirlerin, yeni görüşlerin ve yeni bakış açılarının oluşması amacıyla bu kitabı yazma girişiminde bulundum.

Bu konuda bilgilerinden yararlandığım değerli şahsiyetlere teşekkür eder, evrensel değerlere sahip çıkan tüm insanların, yaşamlarını sevgi, saygı, hoşgörü, mutluluk ve huzur içinde sürdürmelerini gönülden dilerim.

Prof.Dr. Hüseyin UYSAL

Nisan, 2013

Konya

FacebookTwitterPaylaş
marul.biz