BİLİNÇ DÜZEYLERİ

Herkes bebeklik evresinden îtibâren birçok değişik
evrelerden geçer. Bebekler önce kendilerini tanımaya, kendi
özelliklerini keşfetmeye çalışırlar. Hem kendilerini (fiziki
bedenlerini, sâhip oldukları yeteneklerini) hem de çevrelerini
(çevresindeki insanları) anlamaya, tanımaya çalışırlar. İlk
önceleri hiçbir kural tanımadan özgürce içlerinden geldiği gibi
hareket ederler. Daha sonraları ise (çocukluk evresinde)
çevrelerindeki insanların değer yargılarına göre hareket etmek
zorunda olduklarını anlamaya başlarlar.

Çevresindeki insanların değer yargıları zamanla onların da
değer yargıları olur. Etrafındaki kişilerin iyi olarak
tanımladıkları işleri yaptıklarında övülmeye, kötü olarak
tanımladıkları işleri yaptıklarında ise eleştirilmeye ve
suçlanmaya başlarlar.

Çocukların sevilmekten ve övülmekten hoşlanmaları
onları genellikle kurallara uygun hareket eden bir kişiliğe
dönüştürür. Kurallara uymadığı zaman büyük sıkıntılar
yaşamaktansa, kurallara uyarak çektikleri sıkıntıları en aza
indirme gayreti içinde olurlar.

Yetişkin olduklarında da aynı durumu sürdürmek isterler.
Ancak genetik olarak içlerinde taşıdıkları özellikler ile dışarıda
karşılaştıkları şartlar uyumlu olmadığı sürece sıkıntıları sona
ermez.

Hayatlarında bâzen güzellikler yaşarlarken bâzen de
sıkıntılı anlar yaşamaktan kurtulamazlar.
İnsanların yaşadıkları bu boyuta sıkıntılı boyut
(Ruh boyutu) denir.

Allah, Âdem’e ruhundan nefhettiği için, bütün insanlar bu
boyutu yaşamak zorundadırlar. Çünkü bu boyut Allah’ın tüm
sıfatlarının, cemâl ve celâl esmâlarının yaşandığı yerdir.
Birçok insanın yaşamı bu “Ruh boyutu”nda sona erer. Çok
az insana (Binde bir oranında) bir üst boyut olan
“Nur boyutu”na geçmek nasîp olur.
“Nur boyutu”na geçen insanların hiçbir sorunları ve
sıkıntıları kalmaz. Her zaman huzur içinde olurlar. Böyle
kişiler halk arasında “evliyâ” diye tanımlanan kişilerdir.
Bunlardan bâzıları hiçbir kimseye bir şey anlatmadan kendi
hâllerinde yaşarlarken, bâzıları da diğer “Ruh boyutu”nda
yaşayan kişilere nasihat ederler, yol gösterirler. Bu kişiler Hz.
Muhammed (sav)’in kardeşleri hükmündedir.
Çok nâdir de olsa “Nur boyutu”nda yaşayan kişilerden
bâzıları “Sır boyutu”na geçerler ve orada yaşamaya başlarlar.

“Sır boyutu”nda yaşayanlar gerçek özgürlüğü tam
anlamıyla doyasıya yaşarlar, onların nasıl bir hayat
sürdüklerini kendilerinden başka kimse bilemez. Onlar
gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, akla hayâle
gelmeyen nimetlerle nimetlenenlerdir.

Bu boyutta yaşayanlar “İnsan benim sırrımdır, ben de
insanın sırrıyım” (Marifetname, sayfa: 1004 benzeri) diye
belirtilen kudsî hadîsinin sırrına vâkıf olmuşlardır.

Ne mutlu “Sır”ra vâkıf olanlara!
Ne mutlu “Sır boyutu”nda yaşayanlara!
Ne mutlu “Sır boyutu”nda yaşatanlara!

FacebookTwitterPaylaş
marul.biz